logo
Takip Et
TR
Kapat
  • Kurumsal
  • Hakkımızda
  • Ne yapıyoruz
  • Ne yapabilirsiniz
  • Müfredat
  • Giriş Yap
Müfredat

Akaid ve Kelam

İslami ilimler, Usûl ve Fürû olmak üzere iki ana bölüme ayrılmaktadır. Her bölüm kendi hükümlerini beyan eden ve açıklığa kavuşturan ilimleri bünyesinde barındırır.

akaid-ve-kelam-dersi.jpg

Usûlu’d-dîn olan, 'imanın/inancın' temel hüküm ve esaslarını konu edinen ilim Kelâmdır. Kelâm ilmi, şüpheye yer bırakmayan kesin delillere dayanarak, itikad esaslarının beyan edildiği ilim olarak tarif edilir. Bu tarif, kelâm ilminin ne derece büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir; zira bu ilim, inanç esaslarının zihinde sağlam bir zemine oturtulmasını sağlar.

Selef-i sâlihînden yakın zamanlara kadar İslam âlimleri bu ilmin öğretimine büyük bir itina ve ihtimam göstermişlerdir. Dinde fitne çıkarmak isteyenlerin oluşturdukları şüphelerin önünü kesmeye ve bu inancı müdafaa etmeye ehil âlimler, zamanımıza kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak son zamanlarda zorluğu gerekçesiyle öğrencilerin bu ilme olan iştiyak ve ilgisi azalmış, bu da yeni neslin zihninde şüphelerin oluşmasına ve yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bu vahim durum ise Kelâm ilminin eğitim ve öğretimine gereken ehemmiyetin yeniden verilmesinin önemini göstermektedir.

Kevseriyye İslami İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi'nde, Ehl-i Sünnet çizgisine uygun, sağlam bir itikadın inşa edilmesi, batıl fikir ve akımlara karşı müstakim çizginin korunup müdafaa edilebilmesi adına gayret göstermekte ve bu gayeye en uygun müfredatı takip ederek tedris faaliyetini sürdürmekteyiz.


akaid-ve-kelam-kitaplari.jpg

Şerh-u Suğra Suğra
Şerh-u Suğra Suğra İmam Senusi’nin yine kendi eseri olan Akidetu Suğra Suğra üzerine yazdığı şerhdir. İmam Ebu Abdullah Muhammed b. Yusuf es-Senusi, 832/1428 yılında devrinin ilim merkezlerinden olan Cezayir’in Tilimsan şehrinde dünyaya gelmiş ve orada tahsilini tamamlamıştır.

En meşhur eserlerinden biri Akidetu’s-Suğra adlı eseridir. Akaidü’n-Nesefiye Osmanlı ilim çevrelerinde gösterilen ilginin bir benzeri Kuzey Afrika’da el-Akidetu’s-Suğra'ya gösterilmiş ve eser çoğu medresede okutulmuştur.

Nesefi Akaidi
461 (1068-69) yılında Buhara yakınlarındaki Nesef (Nahşeb) şehrinde doğan Necmeddin en-Nesefi’nin kaleme aldığı bu eser akaid sahasındaki en önemli eserlerdendir.

Risaleye, âlemin gerçek bir varlığı bulunduğuna işaret etmekle başlanır. Bilgi kaynaklarının duyular, akıl ve mütevatir haberden ibaret olduğu belirtildikten sonra hudüs delil ile Allah’ın (cc) varlığı ispat edilir. Risalede daha sonra Allah’ın sıfatları, kulların fiilleri, insanın fiil işleme gücü (istitaat), rızık, ecel, kabir hayatı, havz, cennet, cehennem, günah işleyenin durumu, iman ve küfür alametleri, peygamberlere iman, Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliği, meleklere ve kitaplara iman, keramet, ashâb-ı kiram arasında üstünlük sırası (tafdil), imamet, Ehl-i Sünnet’in kabul ettiği bazı prensipler, bâtıni te’villerin reddi, insanı küfre götüren inanç ve filler, kıyamet alametleri gibi konulara yer verilir. Risale meleklerle insanlar arasındaki üstünlük sırasını belirtmekle sona erer. Eserde işlenen konuların tertibi, klasik kelâm kitaplarının tertibine uymakla birlikte, bazı farklılıklar taşır.

Risalenin en önemli özelliği, İslâm akaidini derli toplu ve öğretici bir tarzda özetlemesi, talebelerin inanç ve fikir yapılarına şekil verecek biçimde düzenlenmiş olmasındadır.

el-Akidetu’t-Tahāviyye
Asıl adı Beyanü Akaidi Ehli’s-Sünne ve’l-Cemaa'dır. Risalede, başta tevhid konusu olmak üzere çeşitli kelam meseleleri klasik kelâm tasnifi içinde ve selef metoduyla incelenmiştir. Ebû Ca’fer et-Tahavi bu eserinde, Sünni akideyi savunan diğer bazı selef imamları gibi Ehl-i Sünnet dışı fırkaların görüşlerine karşı reddiye tarzında bir metot kullanmak yerine, bizzat kendisinin de eserin başında belirttiği gibi, genellikle İmam Ebu Hanife ile önde gelen öğrencilerinden İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’in görüşlerine ağırlık vermiştir. Eserde, Sünniliğin şiarı kabul edilen ve inanılması zaruri görülen hususlar tartışmasız olarak, kısa fakat anlamca zengin cümlelerle ifade edilir. Risale Ebû Hanife’ye nisbet edilen itikadi görüşleri ilk ve en doğru şekliyle tesbit eden kaynaklardan biri olması bakımından özel bir değer taşır.